Bir Yuva: Merhamet

“Göz yaşarır. Kalp hüzünlenir.” Merhamet’i anlattığı kitabında böyle başlıyor satırlarına Kemal Sayar. Hz. Peygamber kaybettiği oğlunun ardından ağlarken “Sen peygambersin, sen de mi ağlıyorsun ?” diyenlere böyle cevap vermişti, diyerek devam ediyor. Evvela O’ndan (s.a.v.) öğrendik gözün yaşarıp, kalbin hüzünlenebildiğini.

Merhamet, tanımlanması zor ama varlığı hayatımızda çokça yer eden bir kavram, bir duygu, bir yaşayış, bir bekleyiş, bir varoluş… Adına ne dersek diyelim güzel olan çoğu yeri doldurabilecek kadar dolu bir duygu.

Anne karnında başlayan ve son nefesimize kadar yakamıza yapışan merhamet olmasaydı ölmeden ölür, ölür de dirilemezdik belki yeniden. Bir annenin çocuğuna merhameti olmasa, bir babanın ailesine merhameti olmasa nasıl yaşanırdı zalimliği çok dünyada? Sarılmayı bilmeseydik başkasının yarasına, öğrenmeseydik merhem olmayı yaralara, sevebilir miydik koşulsuz ve şüphesiz? Merhameti olmayan bir anne babaya öldükten sonra da hasret besler miydik? Yokluğunu her zerremizde hisseder miydik?

İçi boş bir kalbi hangi beden taşımak ister? Kalp bile merhametle güzel. Merhameti olmayan kalbin kanatları yoktur. Kanatları olmayan melektir anneler, merhametleri olmasaydı göğün göğsünde taşıyabilir miydi dünya onları? Ya babalar? Dağ gibi geniş yürekli olabilirler miydi olmasaydı merhametleri? Onca bulutun yükünü kaldırabilir miydi dağ bildiklerimiz?

Teşbihlerin bile hataya düşebildiği kadar varız başkalarında ve kendimizde. Merhametimiz kadarız, aslında kalbimiz kadar. Yüzünü kalbine nasıl dönebilirdin kendine merhamet edemeseydin? Gözyaşlarını kim silebilirdi merhametli bir kalpten başka? Hatalarınla ve sevaplarınla dönüp dolaşıp geldiğin o yuva neden her şey demek? Neden kimse olmasa da onlar yeter bize? Neden aile? Sırrına erebildik mi hiç?

Dünyadaki kapısı aile olanın ahretteki kapısıdır Allah. Merhametlilerin en merhametlisidir O. O’ndan sonra fani olanda aradık, ailede bulduk, kardeşte bulduk, sevgide bulduk. Kaybettik sonra… Kaybettikçe yeniden aradık, aradıkça tekrar bulduk. Bulanların yalnızca arayanlar olduğunu yeniden hatırladık.

Berraklığını kaybetmiş hayatlarımızın is kokusu değil “biz” kokusu merhamet. Sen’in, Ben’in değil Biz’in adı merhamet. Başkası olabilmenin, başkasıyla olabilmenin, paylaşabilmenin adı merhamet. O kaybedilenin kıymeti merhamet. Beşerin şaştığı ama bâki olanın şaşmadığı o yer merhamet. Adının anıldığı yere şöyle dönüp de bir daha bakılan yerdir merhamet. Kul olabilmenin de ötesinde insan olabilmenin ilk şartıdır merhamet.

Anneyi anne yapan, babayı harbi harbi baba yapan, evladı da bir gün ebeveyn yapabilen şeydir merhamet. Doğduğunda şefkatle kucaklanan çocuğun adıdır merhamet. Ağlamayı da gülmeyi de öğreten bir merhamet.

Sustuğu kadar insanın, konuştuğu yerdir. Aldığı kadar elin, verdiği yerdir. Öldüğü kadar insanın, dirildiği yerdir MERHAMET.

İnsaf et, insan et, merhem et, merhamet et.
Merhamet edilen, merhameti öğreten ol.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: