Sevgiler Vincent’a

Üretmek, yeni şeyler ortaya koymak hele de yeni bir akım oluşturmak hiç de kolay olmasa gerek. Hem de bu sancılı süreçte çevrendeki birçok insan tarafından deli olarak görülüp horlanırken. Zorluklarla dolu trajik bir hayat, güzel şeyler üretmek için hiç de verimli bir tarlaya benzemezken; o tarladan yüzyılın en sevilen ressamlarından biri yeşerebiliyor: Vincent Willem Van Gogh. Yaşamı süresince eserleri dönemin insanları tarafından pek kale alınmamış olsa da eserleri ondan sonra insanı şaşırtacak derecede itibar görmekle kalmayıp birçok sanatçıya da ilham kaynağı olmuştur. Ondan ilham alan tek sanat dalı elbette ki sadece resim değil. Van Gogh, artık tuvalden taşıp beyaz perdeye renk olmuştur. Onun yaşamı sinemanın ilk yıllarından itibaren ilgi çekmiştir. Bakınız “LustFor Life” (Ölmeyen İnsanlar) 1956 ABD yapımı bir film. Ya da “Vincent &Theo” Van Gogh’un geçimini sağlayıp resim yapmaya teşvik eden ve Paris’te bir sanat galerisi olan bir başka Van Gogh ile ilişkisini anlatan 1990 yapımı bir başka film. (İki kardeşin Vincent’ınresimlerinin pek para etmediği konuşmasına arkadan eşlik eden “Bir Vazoda On Beş Çiçek” tablosunun mezadı sahnesiyle iyi bir karşılaştırma yapıyor) ve dahası… Bu filmlerden sonuncusu 2017 İngiltere-Polonya ortak yapımı olan “Loving Vincent” (Sevgilerle Vincent). Filmin başrolünde, Douglas John Booth var. Yönetmenliğini DorotaKobiela ve Hugh Welchman yapmıştır. Vincent’ı onun diliyle anlatmak… Bahsettiğim filmler arasındaki en iyi fikre sahip olan film dersem abartmış olmam sanıyorum. Zira onun da dediği gibi “Resimler dışında başkalarıyla konuşmak olanaklı değil”. Bu söze kulak asmış olacaklar ki film tamamen resimlerden, onun tekniği ile çizilmiş resimlerden, oluşuyor. (Çekim sırasında yüzü aşkın sanatçıyla çalışılmış.) Bununla kalmayıp filmdeki karakterler tabi Vincent’ın kendisi de dâhil, onun tablolarındaki kişiler. Kullanılan mekânlar onun tablolarındaki mekânlar. Hal böyle olunca filmle birlikte onun gördüğü dünyayı da izlemiş oluyoruz. Loving Vincent ondan önceki diğer filmlerin aksine konu olarak hayatından çok ölümüne odaklanmış durumda. Nitekim film Vincent’ın ölümünden 1 yıl sonrasını anlatmakta. Hayatına dair sahneler şahitlerin anlatımlarıyla aktarılmış. Zaten daha iyi nasıl olabilirdi ki… Konuşabildiği en iyi vasıta resimleriydi o halde onu yine en iyi anlatacak vasıta elbette ki yine onlar olacaktı. Film asıl itibariyle, Vincent Van Gogh’un arkadaşının oğlu Armand Roulin’in bir yolculuğu ve arayışı üzerine kurulu.

Babası bir posta müdürü olan Armand Roulin, Vincent’ın son mektubunu kardeşi Theo Van Gogh’a götürmekle görevlendirilmiştir. Fakat Theo, Vincent’tan altı ay sonra ölmüştür. Bunu yolculuğuna başladıktan sonra öğrenen Roulin, mektubu ulaşması gereken kişiyi ararken Vincent’ın yaşamına dalar ve nasıl öldüğü üzerine yoğunlaşır.

Onun muhhattap olduğu kilerle görüşür, kaldığı odada kalır, gittiği cafe’ye gider. Her ne kadar Vincent’ın intihar ettiğini bilse de gittiği yerde görüştüğü insanlarla yaptığı görüşmeler neticesinde özellikle Dr. Mazery ile konuştuktan sonra Vincent’ın ruhi bunalımlardan kutulduğu dolayısı ile ölümünün bir cinayet olabileceği üzerine yoğunlaşmıştır. Ve açıkçası kendisi de cinayet ihtimaline inanmaya başlamıştır. Buradaki intihar mı cinayet mi araştırması aslında Vincent’ın ruhi durumunun bunalım mı yoksa delilik mi olduğu konusuyla paralellik gösteriyor. Her iki seçenek için de görüştüğü insanlar geçerli argümanlar veriyor. Vincent’ın kendisi için çok değerli olsa da resimlerinin beklediği değeri görmemesi ve dolayısı ile kendini finanse edemediği için karedişne “yük oluşunun” devam etmesi, psikolojik sorunları merhametsizce delilik olarak görülüp dışlanması neticesinde çektiği acılar dolaylı olarak gösterilmekte. (Vincent’ın çektiği bu acıları çok farklı bir açıdan görmek isteyenlere “Doctor Who” dizisinin “Vincent and The Doctor” bölümünü tavsiye edeceğim. Ayrıca spoiler vermek gibi olmasın ama sonun günümüze gelen Vincent hak ettiği değeri aldığını görüyor.) Filmde genel olarak haberdar olunan Vincent’ın ressam Paul Gauguin olan arkadaşlığı, kulağını kesmesi gibi olaylara yer verilmiş. Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki kısa eğitimine ve akıl hastanesinde yatmış olmasına atıfta bulunulmuştur. Filmle ilgili daha fazla ayrıntı iteyenler için http://lovingvincent.com/ adresini işaret edeceğim.

Filmde Vincent’ın çocukluğuna değinmeleri de ilgi çekici. Vincent’ın aynı isimdeki küçük yaşta ölmüş ağabeyi ve annesinin ona karşı olan soğuk tavırları gösteriliyor. Vincent’ın trajik hayatındaki bu psikolojik sorunlarının nedeni olarak bu gösteriliyor.

Bir Türk olarak benim dikkatimi çeken bir diğer ayrıntı Armand Rouluin’in kavga ettiği  ve daha sonra “Gece Kahvehanesi” sahnesindeki fesli adamlar. Bu sahnenin orijinal tablosunda bu fesli adamları göremesem de Van Gogh’un resimleri arasında fesli bir adamın olduğunu söyleyebilirim.

Nihayetinde film resim sanatından hoşlanan herkese bu sanatla bezenmiş bir polisiye film etkisi vermiyor değil. Kendi zamanında hak ettiği değeri ve sevgiyi zamanının ötesindeki onu seven ve ona değer veren kişilerce ona yapılmış filmlerin sonuncusuydu bu. Günümüzden ona haykırıyordu: Sevgiler Vincent’a..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: