İz

Öldüğünde ardından bunu “O” değiştirdi denmeyecekse ölme! Bir iz bırak ardında. Her insanın parmak izi kendine özgüdür. Birimizinki ötekine benzemez. Aynı durum ruhlarımız içinde geçerlidir. Hanginiz ruhunun birebir aynısını bulduğunu iddia edebilir? Bulamadınız değil mi? Belki de ruh ikizi diye bir şey yoktur. Bizim “ruh ikizi” diye adlandırdığımız şey “Elestu biRabbiküm?” sorusuna “Kalu bela” dediğimiz yerde yakınlaştığımız ruhlardır. Ruhumuza yakın hissettiğimiz ruh… Ne çok öteliyoruz ruhumuzu. Maddeye tutulduk ya da maddede takılı kaldık bilemiyorum. Bilgiyi istiyoruz, güzel görünmeyi, sevilmeyi, itibar görmeyi, ünvânı ve dahasını… Bunları isteme nedenimiz tam olarak ne? Bunlara sahip olunca tamamlanacak ne? Aklımızı bilgiyle doldurduk, bedenimizi giysiyle doldurduk, çevremizi sözde bizi sevenlerle doldurduk, pekâla! Muutlu muyuz? Eksik olanı söyleyeyeim ruhumuz aç, aç! Ahirete inananlar olarak bedenin burada kalcağına, ruhun intikal edeceğine iman etmemiş miydik? Bizi ruhumuzdan alıkoyan nedir?

Hepimiz farklı cevherlerle donatılmışız, her birimizin ayrı ayrıyetenekleri var belli alanlarda. Ruhun bir yeteneği olsaydı “etkilenmek” olurdu. İzleri farklı insanların ortak noktası da tam olarak burada başlıyor, ETKİLENMEK. Şahitliğini ettiğimiz iyiden – kötüden, güzelden – çirkinden, sevgiden – nefretten, etkileniyoruz işte. Aklın somut varlığını kanıtlayamıyoruz. Düşünmekten kaynaklandığını farzetsek de ruhumuzdan damıtılıyor düşüncemize etkilere tepkilerimiz. Şimdi ben size diyorum ki: “ Ruhumuzun öyle bir izi olsun ki değdiği taşta çiçek izi bıraksın.” Dünya iyi değil. Bilmek bize iyi gelmiyor. Bildikçe korkularımız artıyor, korkularımız arttıkça iyiliğe olan inancımız azalıyor. Sokakta durup dururken yürür vaziyetteki kadının, annesinin yanındaki küçük çocuğa sebepsiz yere bıçakla saldırdığı haberinin gündem olması bizi bitiriyor. Güvenimizi yitiriyoruz. Sadece dışarıdaki insanlara değil artık en yakınımızdakilere dahi güvenemiyoruz. Neyin nereden geleceğini kestiremiyoruz. Sahi biz kadere iman etmiyor muyduk? Ecel geldiğinde kim kaçabilmiş ki biz kaçmanın yollarını arıyoruz. Nefesin olduğu yerde umut vardır. Bunu nerden biliyorum, hastane koridorunda, yoğun bakım ünitesinin önünde bekleyen annenin ‘Yeter ki kızım nefes alsın, varsın koşamasın, varsın okul okumasın, varsın bir iş yapamasın ama yeter ki nefes alsın feryâdından öğrenmiştim. Hâlâ soluk alıp veriyorsan sevgili dünyalı, umut var demektir. Sevmekten vazgeçmedikçe, merhamete yüzümüzü dönmedikçe, vicdanımızın sesine kulak kesildikçe, gülümsemeyi hüzün dolu kalbimize rağmen yüzümüzden eksik etmedikçe kazanacağız. Doğru ya “Ben asla kaybetmem ya kazanırım ya tecrübem olur” demişti Nelson Mandela. Abimiz iyi demiş,hoş demiş de bir olayı atlamış, tecrübe bizim acı anılarımıza yüklediğimiz anlamdır. Acılarımız tabi ki olacak, sancılarımız, sarsıntılarımız bunlar acı gerçekler ve ben dostum. Ölümün olduğu bir dünya hiçbir şeyin bâki kalmayacak olduğu hakikatinin de idrakine varacağız. Bu satırları okuyan tek tekinsan sana ve kendime naçizane tavsiyem var en Sadri Alışıkça olanından “Sevmenin sermayesi bedava. Sevin ulan birbirinizi!” Sevelim. Bir insanı sevmekle başlar her şey. Sevgiyle…

İz” için 2 yorum

  1. Yüreğine sağlık iremnur.. yeryüzünde ve insanların kalplerinde nice güzel izler bırakman duasıyla…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: