RAHMET GELECEK ZAHMETE DEĞMEZ Mİ DOST?

Posta kutuma gelen mızıka ile yepyeni, son derece gerçek bambaşka alemlerin seyrine daldım. “Sevgili Dost” melodisi evimin bütün odalarına doluştu. Kainatın iklimi âdeta dört harften müteşekkil bir hâl aldı. Bir ölünün ardından kalbin sökülürcesine susmasını, en büyük mutlulukların ruhu titreten şükrünü, en basit ve en büyük problemlerde omuz omuza vermeyi, hayatın en garip tecrübelerini tatmayı öğreten bir basit kısa kelime DOST… Bir bedenin uzuvlarına benzetilir bu kelime kimi zaman, bazen bir insanın ciğerlerine doldurduğu havaya ve belki bazen de Hazreti Yusuf’un düştüğü kuyudan çıkmasına vesile olan bir kervancının elidir DOST. 

​Çocukluk zamanlarımı hatırlıyorum. Oyundan başka uğraşların olmadığı en temiz zamanları… Tertemiz sevebilirdik. Annemiz bir lokma yiyecek verse bölüştüğümüz sırf oyun arkadaşımız olduğu için ciğerimizin köşesi başımızın tacı yaptığımız sevmelerimiz vardı ki zamanla ‘DOST’ un ne demek olduğunu nasıl bir nimet olduğunu öğrendik. Zaman bizlere DOST’un bazen kardeş olduğunu bazen kardeşten bile öte olduğunu öğretti. Yere düşen nimeti eğilip yerden kaldırma hürmeti ile sahip çıkmak, mescitlere girince sessiz olmak, bir hayvan görünce onunla elimizdeki ekmeği paylaşmak, ağlayan bir kişi görünce onun acısını paylaşmak, mahalleye yeni bir komşu gelmişse bir kap yemekle “hoş geldin” e gitmek… 

Ensar – Muhacir ilişkisine bezerdi DOST münasebeti. Kapitalizmin sivri dişleri arasında paramparça olup onun azgın heveslerine kurban giden nice kavram gibi bu kavramı da postmodern bir servis tabağına alıp değişen dünya düzeninin ve kayışı kopup boş dönen vicdanların masasına meze yapıyoruz artık. Hem yokluğundan şikayet ederek yatak döşek kendimizi sağdan sola vuruyor hem de eğer elimizde fırsat varsa “müsait değildim”, “ahh, çok meşgulüm”, “ensar – muhacir mi? Yapma Allah aşkına asr-ı saadet mi kaldı? Bu öyle bir ilişki mi?” lakırdılarına kurban ediyoruz. Boğdurulup denize atılan Nef’i muamelesi yaptğımız nice kavram gibi DOST bizim için Boğaz’ın derin sularına uğurlandı çoktan. Bunca şikayet ve bunca aymazlık da bir insan mahsulü değil mi? Bir zamanlar şikayet değil feraset ve gayret vardı. Şimdilerde boyu arşa değen bahanelerimiz ve kainatı titreten serzenişlerimiz var. Şimdi düşünüyorum posta kutuma mızıkayı bırakan ondan kurtulmak için mi bıraktı yoksa bir şeyleri tekrar hatırlatmak için mi Sevgili Dost? Düşünmek zahmet mi rahmet mi bilmem ama hâlâ kapital düzen kalbimizi kemire kemire bitirmemiş olacak ki ben bu soruyu sorabiliyorum ve sen bu yazıyı sonuna kadar okuyorsun. O zaman bu rahmet gelecek zahmete değmez mi? Pruvamız neta olsun(!)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: