Özünde Gürleş

​“Bir çocuk dizlerinin üzerine düşmekte özgürdür; annesinin elinden tutarken bile.”  dedim içimden olan biteni izlerken. Aslında olan da biten de yoktu. Bir şeyler normal seyrinde ilerliyordu. Gün batmaya yüz tutuyor; -ben dahil- herkes bir yerlere gidiyor, yol bile insanı oyalıyordu. Tam da bu oyalanma anında karşıdan karşıya geçen bir anne ve en fazla iki yaşlarındaki çocuğunu gördüm. Çocuk birdenbire kendini dizlerinin üzerine bıraktı, anne dizlerinin üzerine eğilerek çocuğun hizasına indi, sonra bir şeyler dedi ve çocuk kalkıp yavaş ama güçsüz bacaklarla yürümeye devam etti…

​Bütün bunlar aklımdan geçerken nereye varmaya çalışıyordum Hem en özgür olduğum hem en tutsak olduğum yerdi aslında durduğum yer. Anne eli ya da baba kucağı ya da ikisinin de dizinin dibi. Benim ilk kendimi bilişim, ilk öğrenişim, ilk duruşum o yer. Sınırlar içindeki sonsuzluğum…

​İlk hürriyetimi doğduğumda ağlayarak ilan etmiştim mesela. Sonra bunu yapmaktan hiç utanmadığım, çekinmediğim bir yerde yaşamaya başladıkça daha da tadına vardım özgürlüğün. Tadı neydi derseniz şuydu; kimsenin baskısı altında kalmadan gülebilmek ve ağlayabilmek, yiyebilmek ve uyuyabilmekti. Bunu anlamam elbette uzun zaman almıştı ama şimdi zamanı geriye alıp bunun keyfini şu ana çekerek yaşayabiliyorum. Artık elinden tutulan değil belki ama canım ne zaman isterse elini tutabileceğim kişilerle paylaşıyordum bu hayatı. Ve sanırım bana verilenlerin yanın da biraz da benim seçtiklerimdi hürriyet. 

​Sevmek ve sevilmek için zamana ihtiyaç duymuyorsan, bir telefonla veya bir seslenişle yakınlaşıyorsa kalpler, birilerinin esiri olmamışsa henüz zihnin ve bedenin, bakarken gözlerin, duyarken kulakların senin emrindeyse, yediğin yemek, içtiğin su şükretmene sebep olabiliyorsa, ayağını bastığın toprak, havasını çektiğin gökyüzü de vatanınsa senden özgürü yok.

​Aslında neymiş? Beni ben yapan şeylermiş meğer beni hür kılan. Ben olabildiğim kadarmış gönlümce yaşamak. Beni ben yapan her şey kadar sınırlı ve aynı zamanda da sonsuzmuş beni bulmak. Kendini nerede ya da nasıl bulduysan odur senin ailen, orasıdır senin yuvan. Seni kanatlarının altında koruyan şeydir sevgi, kanatlarında sıkıştırıp öldüren değil. Sevmek, özgürleştirmektir oysa. Yer çekimi kadar olmasa da kalp çekiminin hiç şaşmadığı yerdir orası. Kanatlarını açtığında siper ettiğin şeyler ne kadarsa o kadar zenginsin, o kadar sevilirsin, o kadar hürsün ve o kadar da yuvasın.

Şimdi karar senin; bir yuvaya sığınmak mı istersin yoksa sığınılan bir yuva mı olmak istersin? Bana sorarsan ikisi de ol. Birinin hatrı yuvasında ısınırken ikinin hatrı soğukta üşümesin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: