Kafesteki Şehir: Kudüs (Esir Mescid-i Aksa)

Batılın zaferi gücünden değildir, batılın zaferi sözde hakkı savunduğunu iddia edenlerin acizliğindendir. Dağıldı gül kokulu tesbihinin ümmet taneleri… Bundan 1400 sene evvelinde bütün yaşanacakları görmüşçesine bildirmişti Resulullah efendimiz (sav). “Yahudiler yetmiş bir fırkaya (gruba) ayrıldılar, biri cennete yetmişi cehenneme. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldılar, biri cennete yetmiş biri cehenneme. Benim ümmetimde yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, biri cennete yetmiş ikisi cehenneme.” Ashab-ı Kiram: “O kurtuluşa erenler kimlerdir ya Resulullah?” diye sorduklarında Resulullah(sav): “Onlar benim ve ashabımın gittiği yoldan gidenlerdir” buyurmuştur. Peygamberin (sav) gittiği yol neydi? Onun için ‘yürüyen Kur’an’ teşbihini yapmıştı Aişe annemiz. Yürüdüğü yol Allah’a çıkıyordu o kutlu sevgilinin. Ya ashabın yolu? Anam babam sana feda olsun ya Resulullah derken Hz. Ömer’in aklına gelmemiş midir Resulallah’ın “Feda et  ya Ömer” diyeceği? Feda et Ya Ömer emrine olmaz der miydi hayırda Ebubekir ile kıyasıya rekabet eden Ömer? Ömer de, Ebubekir de aşere-i mübeşerenin (dünyadayken cennetle müjdelenen 10 sahabe) tamamı da etten kemiktendi, insandı. Onları ayrıcalıklı kılan kalplerindeki iman ve takvalarıydı. Nitekim üstünlük ancak takva ileydi. Kur’an’a ve sünnete sarılın, Allah’a koşmuş olursunuz. Aksi halin tahmini zor değil. Bölünmüşlük sadece bizde değil…

Yahudilik, Hristiyanlık, İslam ve ortak ev sahibi Kudüs… Bölünmüşlük yarasından gocunduğumuz derin acı. Taşlar tankları yenmez. Kabe’nin sahibi ebabil gönderir diye beklemekteyseniz üzülerek söylemeliyim ki; bu Polyannacılık oynamaktan başkası değil. Ebabil beklemeyin, ebabil olun! “Yeni bir Selahaddin gelecek, inanıyoruz.” Selahaddin olmak için neyi bekliyorsun?

Selahaddin cesaretine sahip Mescid-i Aksa murabıtalarından neyimiz eksik? Murabıta Mescid-i Aksa’daYahudi askerlere karşı gönüllü vaziyette nöbete duran kadın askerlere verilen isim. Kadın asker! Üstelik silahsız! Eee orda erkek adam yok mu da kadınlar nöbete duruyor derseniz, Kudüs’teki genç erkek nüfusunun %75’i İsrail hapishanelerinde mahkûm tutuluyor. Murabıta dediğim bu hanımefendiler sabah ezanıyla birlikte, Aksa’nın kapısına gelip, kimlik kartlarını Yahudi askerlerine bırakıp, Mescide girip nöbet tutmaya başlıyorlar. İnanabiliyor musunuz? Düşmana karşı düşmandan izin alarak savunmaya geçiyorlar. Yatsı namazından bir saat sonra da mescit kapatıldığından, nöbetlerini bitirip kimlik kartlarını tekrar teslim alıyorlar. Bu cesur hanımlar ellerinde hiçbir silah olmaksızın Allah’ın evini korumaya çalışıyorlar. Kendisiyle mescidi temizlerken tanıştığım murabıta Rüveyda, eşinin İsrail güçleri tarafından şehit edildiğini, 6 yetimine rağmen her sabah Kudüs’e yaklaşık 1 saat uzaklıktaki Ramallah kentinden mescide ribattutmaya geldiğini söylemişti. Mescitte nöbet tutarken giriş çıkışlarının sayıldığını ve bu yüzden kimliklerinin alındığı bilgisini paylaşmıştı. Giriş çıkışları sayılıyormuş çünkü belli bir sayıya ulaşıldıktan sonra Mescid-i Aksa’ya girmeleri tamamen yasaklanıyormuş. Mescidin avlu kısmında murabıtlar (gönüllü erkek askerler) bulunuyor olsa da onların da ellerinde herhangi kesici, delici, öldürücü bir silah bulunmuyor. Sahih hadiste evde kılınan bir vakit namazdan bin  kat faziletlidir Mescid-i Aksa’da kılınan namaz buyurmuştu Resulullah(as). Bir başka sahih hadiste ise “İbadet için sadece üç mescide yolculuk yapılır: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa” buyurdu. Miracın müjdesi İsra suresi ilk ayette de “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’yagötüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir” buyuruyor Allah (cc). “Size, sımsıkı sarıldığınız sürece sapıtmayacağınız iki şey bıraktım: Allah’ın kitabı ve Rasûlü’nün sünneti”​ hadis-i şerif. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın.” (Âl-i İmrân, 103) ayet-i kerime.  

Ayetler ve hadisler ayan beyan ortada. Müslüman olduğumuz iddiasındayız. Pekala Kuran’da ve sünnette adı geçen esir mescit hakkında ne biliyoruz? Ne kadar biliyoruz? Mescid-i Aksa’ya 15 kapıdan herhangi biriyle giriş yapabileceğinizi biliyor muydunuz? Tek bir giriş kapısı yok. Peki, 15 kapıdan 5’inin kapalı tutulduğunu ve o kapılardan girişlerin yasak olduğunu duymuş muydunuz? Elinde silahla kapılarda bekleyen askerlere medyada denk gelmişsinizdir muhtemelen. Evet, her kapıda eli silahlı Yahudi askerleri bekliyor. O kadar teçhizatlılar ki vücutlarının neredeyse her yerinde ulaşabilecekleri silahları olduğundan çelik yeleğe ihtiyaç duyacaklarını dahi zannetmiyorum zira gelen kurşunun taşıdıkları silahlara denk gelme olasılığı bedenlerine denk gelme olasılığından çok daha yüksek. 

İşgal… Mevzu özgürlük olunca, esareti yüreğimi dağlayan Aksa’dan gayrısını düşünemezdim. Kafese girmek ne kadar zorsa bir kuş için kafesten çıkması da o kadar zor olur. Kafesteki ‘O’ şehre girdiğimden beridir çıkamıyorum. Neler hissettiğimi anlatmamı isteyen herkese tek bir cevap veriyorum “Ne kadar konuşursam konuşayım, ne söylersem söyleyeyim, benim orayı anlatacak kadar güzel kelimelerim yok.”  Aynı anda birden fazla duyguyu hissetmek mümkün olabilir mi? Süleyman (as)’ın “Ya Rabbi bu mescitte namaz kılan anasından doğduğu gibi tertemiz olsun” duasına karşılık server-i enbiya efendimizin (sav) “Umulur ki Süleyman’ın duası kabul olur” buyurduğunu bildiğimden bir yandan sevinçten dört köşeyken, diğer yandan kalbimin heyecandan gür sesle attığını, bir tarafta ise böylesi duanın muhatabı mescide girerken Yahudi askerlerinden izin almam gerektiğinden kaynaklı, uyuyan benliğimden utanan yanaklarımdaki sıcaklık hissi, 40 yaşından küçük Kudüslü Müslümanların Mescid-i Aksa’ya girmesinin yasak oluşundan kaynaklı içimi yakan hüzün ve orda kılınan namazın huşusuyla gelen huzur… 

Sevinç, heyecan, utanma, hüzün ve huzur bir kalpte aynı anda yaşayabiliyormuş, tattım. Şimdiyse utancımın verdiği yüz kızarıklığıyla size sesleniyorum: “Allah’ın ayetlerinde, peygamberin hadislerinde sözünü ettiği en büyük nimet İslamdır.” İslam ki kelime kökünde dahil sulh, selamet ve huzur bulma anlamlarını taşır. Darusselam, Jerusselam(Selamet şehri) şeklinde anılan bir şehrin felahı da ancak İslamladır. Hz. Ömer (ra) Kudüs’ü fethettiğinde emannâmesinde gayrimüslimlerin mabetlerinde özgürce ibadet edebilmelerine mani olacak olan birinin çıkma ihtimaline karşı lanet etmişti, Kudüs’ün 2. Fatihi Selahaddin Eyyübi’degayrimüslimlere rahatça ibadet edecekleri özgür ortamı sağlamıştı son olarak Kanuni Sultan Süleyman halifeliğin Osmanlıya geçmesiyle gelen kutsal emanetlerle, Kudüs’te yapılan imar çalışmalarında İslamın erdemine yaraşır tavrıyla mirasımızı zenginleştirmiştir. Kudüs’teki Yafa kapısı onarıldıktan sonra üzerine ne yazılacağı tartışılmış “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” yazılması önerilmiştir ancak Muhibbi mahlasını layıkıyla taşıyan Kanuni diğer inançlara duyduğu saygıdan “La ilahe illallah, İbrahim Halilullah” yazılmasını emretmiştir. Bu şekliyle ne Hristiyanların ne de Yahudilerin onuru incitilmemiştir. Adolf Hitler gibi Yahudi soykırımı da yapmadık  Yahudiler gibi Müslüman kıyımı da… İslam huzur ortamıdır.  

Ayette ‘Etrafı bereketli kılınan mescit’ buyurdu Allah. Haydibir düşünelim İsrail’in dünya haritasında kapladığı alan ne kadar? Yahudi nüfusu ne kadar? Siyonist zihnin varlığı ne kadar? Bütün bu soruların cevabı azınlıkken nasıl oluyor da hala ‘Kırmızı çizgimiz’ dediğimiz kutsalımız tutsak? Kur’andahiçbir ayette Mescid-i Haram’ın etrafının bereketli olduğuna dair bir şey bulamazsınız ama Mescid-i Aksa için ‘Etrafı bereketli’ ibaresi bulunmaktadır. Bir su pınarı düşünün, su pınarının ağzını tıkarsanız su akar mı? Akmaz. Bereketin merkezi tıkanmışken, esir alınmışken, bereketin yayılması mümkün olabilir mi? Bu soruları burada sizleri düşünmeye teşvik etsin diye sırlıyorum. 

Peygamberimiz Efendimiz’in eşi Hz. Meymune validemiz bir gün, “Ya Resûlallah! Bize Beytülmakdis hakkında bilgi verir misin?” der. Allah’ın Resûlü şöyle buyurur: “Orası mahşer ve menşer, yani yeniden diriliş yeridir. Oraya gidin ve içinde namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz başka yerdeki bin namaza bedeldir.” Hz. Meymune: “Peki oraya girmeye gücümüz yetmezse ne yapalım ya Resûlallah” dediğinde Rahmet Elçisi şu cevabı verir: “Kandillerini yakmak için zeytinyağı, yakıt hediye gönderin. Kim bunu yaparsa oraya gitmiş ve namaz kılmış gibi olur.’’ Beytülmakdis ile alakalı konuşunca sahihler listesindeki bu hadisten söz etmemek büyük eksiklik olurdu. Ya oraya gidemezsek? Şu an Mescid-i Aksa’ya kandillerinde yanmak üzere zeytinyağı gönderemezsiniz çünkü yakılabilecek kandil bırakmadılar… Kalbinizi gönderin, aklınızı yönlendirin. 

“DEĞİŞİMİ VE ÖZGÜRLÜĞÜ YÖNETEN BİLGİDİR.”  Önce öğrenelim.

Yazımı, sağ omzunuzdaki meleğe iş düşürecek bir sünnetle sonlandırmalıyım. Peygamber efendimiz (sav) hadislerinde Mescid-i Aksa’ya ve çevresine Beytülmakdis söylemiyle yer vermiştir. Yani Kudüs demek yerine sırf Resulullahefendimizin tercih ettiği söylem olması hasebiyle Beytülmakdis dediğinizde Allah’ın izniyle fazla sevap kazanmış oluyorsunuz. İslamımız selametimiz olsun. Kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı gönderemediğimiz o kutsal beldeye fethinin öncesinde ve sonrasında temizlenmesinde kullanılabilecek gül suyundan göndermek nasibimiz olsun. Bu şehrin kafesinin açılmasındaki ellerden, esaret altındaki Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü yolunda susmayan dillerden olmanın temennisiyle, sevgiyle kalın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: