Samimi Olmak

ELMA MISINIZ YOKSA ARMUT MUSUNUZ?

Nezaket ve samimiyetsizlik arasındaki o ince çizgide akrobatik hareketler yapıyoruz. Sorulan fikirlerimize karşı ya da bizden istenen şeylere karşı verdiğimiz tepkiler bir sonraki vicdan muhasebesinde sorgulanacaklar listesinin birinci maddesi olabiliyor. Merak ediyorum ve hayretimin şaşkınlığıyla ben de soruyorum: Bir dereceye kadar sergileyebildiğimiz tavırlar nezaket sayılırken ne yapıyoruz da bu, bir anda samimiyetsiz bir tavra dönüşüyor? Yani demem o ki bu irtifa kaybının sebebi nedir?

Sevdiğim bir hocam yıllar önce “Bir kişi size fikrini sorar da siz beğenmezseniz yahut bir kişi yanlış bir eylem gerçekleştirirse önce onun güzel bir meziyetini söyleyerek bu naif tavrın ardından ‘ işte böylesi güzel bir tavrın yanında şu işi de sana pek yakıştıramadım doğrusu’ deyiverin. Böylece  nezaketle onun kötü alışkanlığını değiştirmesinde, terbiyesinde ona yardımcı olmuş olursunuz.” demişti. Galiba literatür bu eyleme yürek dolusu, beyin dolusu “nezaket” diyebilir ancak bu fiilin arkasından yüzümüzün şeklini değiştirerek o kişiyi yermeye yahut bir başka kişinin yanında bu eylemi anlatıp sonra da ne kadar yanlış bir insan olduğunu söyleyebiliyorsak geçelim literatürü cümle âlem ağız dolusu “samimiyetsiz” dese “cuk” diye üzerine oturur bu tanım. Elbette bu sadece basit bir örnek.

Bazı zamanlar şahit olduklarımıza bakınca görüyoruz ki bu haller hiçbir inanca, dünya görüşüne ve dahi insanlığa yakışmıyor. Elbette bu hareketleri de pek güzel bu ayrıma tâbi tutmak mümkün. Bir “Nasılsın?” sorusunu âdet yerini bulsun diye sorar olduysak yahut “ Hayat nasıl gidiyor?” sorusu karşısındaki soruların cevabını sadece duyuyor da dinlemiyorsak şöyle bir kontağı kapatıp “Neler oluyor?” diye sormamız lazım demektir. Hakikaten karşımızdakinin halini bilip onunla hemhal olmak mıdır niyetimiz yoksa merakımızı celbeden o arsız damarı beslemek midir bu hale bizi sevk eden? İnsanlık için muhasebe vakti gelse kaç kişi vicdanını açar bilmem ama vakit tamamsa ahvalimizi de sigaya çekmemiz lazım demektir, bu bir hakikat.

Önce insanlık naraları atıp sonra insan hakları ihlalini, çocuk istismarını, kadın ölümlerini, adaletsiz işçi istihdamını ve daha nicesini gözü görmeyen yarım yamalak, ne idüğü belirsiz zihniyete yahut yüzlerce yıl önce olsa da zulüm gördüğü için bütün zorluklara rağmen tebliğ faaliyetine devam etmek isteyip hicret etmek zorunda kalan Muhacir’e kucak açan Ensar’ın o kuşatıcı “sosyal dayanışma” fikrini, o muazzam ilişkiyi hiç yaşanmamış sayıp bugün benzeri durumdaki kardeşine “ırkı”yla muamele edip “para makinesi” gözüyle bakan muhterem inanç sahiplerine; parayı bulduktan sonra ya da çıkarlarına uygun bir fırsat yakaladıkları anda “birlik/ kolaktıflik” fikrini beyninden kazıyarak hangi sıkıntıda olduğuna bakmalarını geçtim arkadaşını gözü görmeyen ideoloji sahiplerine naçizane bir soru sormak istiyorum: Elma mısınız yoksa armut mu?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: