BİR KALPTE OLMAK

“Yunus der ki ey hoca istersen var bin hacca

 Hepsinden eyice bir gönüle girmektir”

Kaç gönüle bir gül bahçesine girer gibi girdin ey gönül? Kaç gönülden misafir gibi çıktın. Emanet bir kalbi kaç kez incitmekten korktun? Bir gönülde olmak dışında kaç gönülde öldün? Öldükten sonra dirilmeye iman etmiş bir kalbi diriltmeye yetti mi gücün?

Ahh gönül… Ne oldun, ne öldün.

Kalbim diyor Ahmet Haşim: “ Kalbim benim bir ormandı/ isimsiz, asude/ büyük bir orman/ ve gölgelerinde revân… Gölgesinde bile dinlenilen bir ağaç olmak bu dünyada. Yeşilinde nefes alınan bir orman… Toprağına ayak basılan ve baş koyulan bir yol olmak. İnsan daha ne ister oysa hoş bir sedâ bırakmaktan başka.

“Gönül han değil, dergâhtır” diyor Mevlâna. Öyle paldır küldür girme, bir çeki düzen ver kendine. Arındır kalbini kötülüklerden. Sadece isminle değil, cisminle gireceksin o yere. Güzel sev sana sevdirenin seni sevdirdiği yeri. Eteklerini topla benliğinin, ötesine geç senliğinin. Seni sen olarak getiren ayakların, önce senden çıksın yola. Bir dergâha giren nasıl kirlenir orada?

Bir yere varmak gibi bir gönülde olmak. Yolda olmak değil, yola varmak aslında. Yorulmak, çabalamak, sadra mâtuf olmak ve sabrın sonundaki selameti aramak. Varmak bir gönüle; aradığını bulmak. Bulanların yalnızca arayanlar olduğu bir yolda yürümek. Çünkü yolu yürürsen kıymetlidir. Kıymetsiz saydıklarımız hep yanı başımızda gördüklerimiz değil mi sahi? Ne kadar uzak o kadar yakın… Oysa insana yakından bakabileceği bir ayna şart. Uzakta, kendini bile seçemeyecek kadar uzakta bir cama yansıyan ben değilsem nedir? Bende kaybettiğim, yitirdiğim, önemsemediğim, yaklaşmadığım, güneşin vurduğu bir parıltıdan başka nedir?

Sesimin ve sözümün boşlukta kaybolmadığını bildiğim o yerdir benim olan, benden olan. Savrulan kelimelerini ve dahi bedenini nereye yasladın en son? Sıcacık bir kalbin kapı eşiğinde mi kaldı ayakların ? Yoksa buz gibi bir betonda sabahlamayı mı seçti ak düşmüş saçların. Ya da hangi dostun kapısını çalamadan geçti yılların…

Ne suyun akışına ne de zamanın hızına engel olabilirsin. Ve yine bir kalbin bir kalbe girmesine de… İster yâr olsun ister yara; görmek ister, bilmek ister, sevmek ister insanoğlu. Hayatta kalmanın fizikî şartlarını bilsek de bilmediklerimiz de bize kendilerini hatırlatıyorlar. Seven bir kalbin doğumunu da görürsün, sevilmeyen bir kalbin ölümünü de. Öldüren mi olmak yoksa bir su gibi can veren mi olmak yüceltir seni?

  • Kalbime notlar :

Nerede olursan ol başkasında misafir olduğunu unutma kalbim.

Emanete ihanet etmeden sevmesini bil kalbim.

Bir gün uğurlansan bile bıraktığın yerde güzel anıl kalbim.

Hatıralarına kıyma fakat koru kalbini de.

Sınırsız sev fakat bil haddini de.

            “Kalb-i mü’min ki arş-ı Rahmân’dır

              Anı yıkmak ziyâde tuğyandır”

Der ki Sinan Paşa: “ Müminlerin kalbi Allah’ın tahtıdır. Onu yıkmak isyanların en büyüğüdür.” Bir gönüle girmenin sorumluluğunu bilsin kalbin. Çatısız bir ev gibi yarım olmasın sevmelerin. Huzurla uyuduğun gecelerin, yokluğunda özleyenlerin olsun. Hani diyor ya Yunus Emre: “Ben gelmedim da’vî için benim işim sevi için.”  Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldik. Gelişimiz gibi değilse gidişlerimiz, nâkıs ise sevmelerimiz, anılarını yâd edemiyorsak geçmişimizin, akıbeti belli değilse gelecek günlerin; duralım. Dinlenelim bir süre. Unuttuklarımızı hatırlayalım ve yeniden başlayalım her şeye. Ama ilk önce de kendimize, kalbimize.

Birisi “BİR KALPTE OLMAK” üzerinde düşündü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: