Mucizenin Öteki Adı: Sabır

Sabrın anlamı herkes için değişiyor olsa da ölçüsü sabittir. Pek çok sırları içinde barındıran bu mucize kapısının kıstası şüphesiz Sabrın Sultanı Hz.Eyüb’ün (a.s.m) hikâyesinde gizlidir. Hem madem ki bu ay ki konumuz “sabır” Hz. Eyüb peygamber gibi nice peygamberlerin diyârı Şanlıurfa’dan dinleyelim hikâyeyi. Zira bu şehir en yakın şahididir o muazzam sabrın. 

Yaşadığı dönemin şartlarına göre olabildiğine varlıklı olan Hz. Eyüb’ün on tane de oğlu vardı. Herkesin sevip saydığı biriydi. Hem maddi hem manevi olarak uzun seneler rahatlık içinde yaşadı. İmtihanı da işte bu rahatlığın ardından hayatına isabet etti. Nihayetinde insandı, bu sebepten başlayan imtihan şeytanı pek sevindirmiş; “İşte, hata yapmaya pek müsait şimdi.” diye düşünmesine sebep olmuştu. Çünkü bu öyle bir imtihandı ki ne malı kalmıştı ne de evlatları. Hepsini bir anda kaybetmiş ve üstüne bir de amansız bir hastalık yakalamıştı tüm bedenini. Her kaybında yokladıysa da şeytan Eyüb (a.s.m)’ ı, ondan: “ Allah’a hamdolsun , tüm bunları bana veren o idi, şimdi de aldı; çünkü sahibi O’dur.” dan başka bir şey duyamamıştı. İçinden bile bir an olsun şikâyet etmiyordu başına gelenlere. Her ne kadar ardı arkası kesilmiyor olsa da imtihanların o sabrını hep koruyordu. Hastalığı öylesine ilerlemişti ki etrafındakiler için dahi dayanılmaz bir hâl almıştı ve artık istemiyorlardı o çok saydıkları Eyüb’ü. Kaybettikleri yetmemiş gibi şimdi bir de yurdundan kovuluyordu. 

Peki neydi onu bunca olanlara isyan etmekten alıkoyan? Sahi nasıl bir ölçüydü ki bu, tükenmek bilmeyen bir sabıra karşılık geliyordu? Başlarken hikâyede gizli dediğimiz cevaplar esasında çok açıktı. Her şeyden önce sahip olduklarının nereden geldiğini ve kendisine yalnızca emaneten verildiğini çok iyi biliyordu Eyüb (a.s.m). Her emanet gibi elbette sahibine döneceklerdi. Nitekim evrende bir şeylere sahip olan herkesin elindekiler de ve hatta kendileri, kendimiz dahi yine aynı sahibe aitti. Hâl böyle iken nasıl olurda isyana kalkışabilirdi ki zaten? Öte yandan sıkıntılarını ölçtüğünde hep gördü ki nimetleri fazladır. Yıllarca yaşadığı bolluk ve huzuru yok sayması gerekliydi sabrının tükenmesi için. Demek kolayca tükenen sabır bir nevi nankörlük olacaktı. Hem tüm güzellikleri vermeye muktedir o yüce Yaratan hangi yarattığını yüz üstü bırakmıştı ki? O amansız hastalık kalbine dokunduğunda dahi endişe ettiği bedeni değil “Tüm bunları düşünemez de yeterince hamdedemezsem?” telaşı olmuştu. Böylesine güzel gösterilmiş bir sabrın mükâfatsız kalması mümkün değildi. Öyle de oldu.

 İşte uğruna sabrettiği Rabbi ona şifasını bağışlamıştı. Her şeye gücü yettiğine şahit tutarcasına kaynağı sonsuzca bir su verecekti kurak bir topraktan. Bir yanı sıcak bir yanı soğuk, bir taraftan içinin bir taraftan bedeninin şifasına vesile olmak üzere Eyüb’ün. 

Yolunuz düşerse bir gün Şanlıurfa’ya,  ismini Sabrın Sultanı’ndan alan Eyyübiye semtinde bulunan Eyüp Peygamber Sabır Makam’ını mutlaka ziyaret edin. Hikâyeyi bir de orada hatırınıza getirin. Hz.Eyüb’e şifa verdiği günden bu yana akan o sonsuz kaynağın suyundan belki bir damla nasiplenirken yıllarca şükürle beklediğine şahitlik eden o mübarek mağaranın duvarlarından dinleyin bir de sabrı.

Sabır öyle bir nimet ki; Hz.Eyüb’ün (a.s.m.) hayatına mucize olduğu gibi; göstermesini bilen herkes için mucizevî bir dokunuş oluverir. Zira sabır, hayatı mutlu kılmanın en kolay yoludur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: