SABRET(ME)MELİ MİYİZ?

Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir konu var; sabır… Düşünmeye de “soru sormak” kuralıyla başladım. Mesela sabır tam manasıyla ne anlama geliyor;  nelere sabrediyorum, niçin sabrediyorum, doğru yerde mi sabrediyorum, doğru insanlara mı sabrediyorum, hakikaten sabrediyor muyum, sabretmemeli miyim?

Köken bakımından Arapça olan sabır kelimesinin TDK Güncel Türkçe Sözlük’te anlamı: Acı, yoksulluk, haksızlık vb. üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan olanların geçmesi erdemi olarak açıklanmakta. Tasavvuf ilminde ise: Her olanı Cenâb-ı Hak’tan bilip hoşnut ve râzı olma, sızlanma ve îtirazdan vazgeçme, hâlinden şikâyet etmeme olarak açıklanıyor.

Şimdi biraz da birlikte düşünelim istiyorum. Nelereve kimlere sabrediyoruz? Damlayan mutfak musluğuna, sabah erken saatlerde süpürge çalıştıran komşumuza, çöpleri bir türlü saatinde toplamayan belediye çalışanına, bozuk kapı kolunu tamir etmeyen eşimize, asla ders çalışmayan çocuğumuza, adil davranmayan komşumuza… Ne kadar çok sabır gösteriyoruz değil mi? Kim bilir bu liste ne kadar uzar. Saymakla bitmez. Akabinde şu soru beliriyor bir anda “Niçin sabrediyoruz”? Allah rızası için, adil olmak için, etik ve ahlak kurallarına uygun yaşamak için, sabrettiğimiz şeyleri sevdiğimiz için… Bir sürü nedenimiz var aslında.

O zaman şunları da cevaplayalım “Doğru yerde ve doğru zamanda mı sabrediyoruz”? Daha önce neden sabrettiğimizi, nelere sabrettiğimizi hızlı hızlı sıralarken burada düşünüyorsak önce bunu çözmekle başlamalıyız bence. İbn-i Haldun ne der bilirsiniz “Coğrafya kaderdir”. Madem coğrafya kaderse biz kaderimiz gereği sabırlı olmak zorunda hisseden bir milletiz. İşte o tarih kitaplarını süsleyen savaşlar, büyük hezeyanlardan sonra kurulan imparatorluklar, bu topraklarda yaşamak için yani sabretmek zorunda hissetmek için bile sabrettik. Bu kadar çok sabır göstermişken sabırsız olmak bize zul geliyor sanıyorum.

Anlamları ve cevapları inceleyince şu sonuca varıyoruz; eğer bir şeye sabrettiğimize dair bir iddiamız varsa söylenmeyi bırakmakla işe başlamamız gerekiyor. Sabır gösterdiğimiz konu muhteva bakımından elbette değişiklik gösterecektir. Fakat ortak noktamız, sabrediyorsak susmak olmalı. Çünkü sabrettiğimiz iddiasında bulunduğumuz bir konu için sızlanmaya başlayınca sabretmenin bir hükmü kalmıyor.

Bir de coğrafyanın getirisi olan bu sabrımızı hebâ ettiğimiz durumlar ve insanlar var. İşte orada irademizi ortaya koymamız gerekiyor. Yani bazen “Ya sabır” demek yerine “Ben buna sabretmeyeceğim” demeyi bilmemiz gerekiyor. Çünkü hepimiz bu dünyada biriciğiz. Bir başka ömrümüz de yok. O halde neden haybeye “Ya sabır” diyelim ki…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: