SABRIN SELÂMETİ

Tarifi insan sayısı kadar mümkün olabilecek ve çeşitlenebilecek bir kelime, bir düstur, bir yol: sabır. Özel bir sabır tanımı yapabilecek kadar sabrın gizemli büyüsünü çözemedim. Sabır, diğer yargılarla kıyaslandığında içi anlam yüklü bir boşluk bırakır insan benliğinde. Evet, tam da bu cümleyi okurken içinizde oluşan o histen bahsediyorum… Öfke denince kalp hiddetlenir, göz kararır ve iyiye dair olan tüm hisler öfke ile söner. Sevinç denince kalp şenlenir, ruhun şenliği gözlerden okunur ve yaşam her şeye rağmen yaşanılır hissedilir. Hüzün denince kalp yavaşlar, saniyeler dakika; dakikalar saat; saatler günler hükmüne gelir. Nefes, gayriihtiyari alınan bir refleksten çok ihtiyaç haline gelir, her şeye rağmen devam edebilmek için. Peki ya sabır? Yukarıda sıralanan duyguların tümünü içerisinde aynı anda bulundurup insan ömrünün başköşesine kurulan ve Rahman tarafından emredilen bu emir nedir? Bizlerden beklentisi, bize sundukları nedir?

Kitabımız Kur’an- ı Kerim’in birçok ayetinde savaşta, sıkıntı anında, tehditle karşı karşıya kalındığında, işkence anında, şirk koşanların eziyet verici sözleri karşısında sabrın mahiyetine değinilir. Gösterilen bu sabrın yalnızca Allah için olması da kilit noktasıdır. Lezzeti veren de budur. Yalnızca Allah’ın yardımı ile Allah için sabretmek…

Sabretmeye karşılık vaat edilen ahiret yurdu ve hediyeler;  bu dünyadan da, dünyada elde edilen tüm geçici kazançlardan da evladır. Zira sonlu olan bir dünyada, sonsuz bir dünyanın inşası söz konusudur. Furkân Suresi’nin 76. ayeti -“İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükâfatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selâmla karşılanacaklardır.”- de sabırla yoğrulmuş kulluğumuzun baharıdır.

Gelin bir de şöyle devam edelim. Şeyh Edebali sabrı böyle açıklar: “Sabır, kara bir dikeni yutmak ve diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktır.” Sabrın tatlı ve dayanılır olduğunu söylemek tabii ki mümkün değildir. Sabrın manasına da terstir. Sabrın açığa çıkması ancak zorluğun gün yüzüne çıkmasıyladır.

Fakat naçizane göz ardı edilmemesi gereken ve sabrın sözlük tanımına belki de ters gelecek bir olgu da şudur ki her sabır salt acı ile dolu değildir. İki sevdalının vuslata, bir annenin yavrusunu kucağına alacağı âna, bir hastanın sağlığına kavuşacağı güne, bir öğrencinin mezun olacağı güne, bir kulun Allah’a kavuşacağı vakte sımsıkı hazırlanarak sabretmesi… Bu örnekler çeşitlendirilebilir. Fakat bu sabır süreci sadece acıdan, ağrıdan, sızıdan ibaret değildir. Sabır, hayatla bağlantılı olmalıdır. Hayatın akışı içerisinde olmak zorundadır. Âşık aşk ile taçlandırır bu süreci, anne merhamet ile; hasta ümit ile taçlandırır; öğrenci heyecan ile.Kul ise sevdası ile… Zannımca bu hususta tefekkür etmek bile gerekebilir. Göz ardı etmememiz gereken ve bize sabır yolculuğunda azığımız olacak bir nimettir çünkü. Bu da Allah’ın zorluk karşısında olan kuluna bahşettiği merhametiyledir.

Ve sabrın dengesi… Sabır, kul ile kaderi arasındaki dengedir. Kul, onun için yazılmış ömre isyan etmeden, zorluklar karşısında sabır ve namaz ile yalnızca Allah’tan yardım dileyerek yaşamı yaşanılır kılmalıdır. Kılmalıyız. Kılınması için çabamızı gösterip tevekkül sessizliğine bürünmeliyiz. Unutmamanızı isterim ki sabrınıza eşlik edecek olan bir güzellik elbette vardır. Olmadığını düşünüyorsanız bile bu güzellik arayış içeresinde olmak bile sabrınıza nefes aldıracaktır. Sabredersek, Allah bizimledir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: