Yolu Okumak

Aldığımız nefes dahi bir yolu takip ederek bizi hayatta tutuyorken olduğu yerde saymak hangi aklın işidir? Zaten her şey bir yol üzere değil midir? Örneğin; doğmuşsa bir kere insan ölüme yol almaya başlamış demektir. Haliyle bizim payımıza düşen de yolcu olmaktır. Hem yolun da yolcunun da bir sonu olduğundan gökyüzünün varlığı kadar eminken şu kısacık seyahatimizin hakkını veremezsek hesabını nasıl vereceğiz ki?

Gelin gaybı bir kenara bırakalım. Yaşadığımız, gördüğümüz bir yol üzerinden pay çıkaralım kendimize. Her köşesi cennet vatanımızın, cenneti hayal ederken oluşturduğumuz tasvirlere dayanarak, cennete en çok benzeyen köşesinden seçelim hatta. “Yol” diyince; yollarıyla ve bir o kadar yollarının vardığı yerleriyle ilk akla gelen Rize! Ah o yemyeşil sıralı ağaçlar arasından kıvrım kıvrım yükselen, en tepesinde mavinin biri en sakin diğeri en hırçın en güzel iki tonuyla koca dağları harmanlayan, çıkması belki en zor ama bakması en doyulmaz manzaraları ile Rize.

Hiçbir güzellik yoktur ki kolayca ulaşılsın. Aslına bakarsanız tam da bunu hatırlatıyor bize Rize’nin manzaraları. Misal; o tepelerden güneşin her gün gerçekleştirdiği mucizesine, doğuşuna şahit olmak bile bir nevi her gün dünyaya yeni bir insanın gelmesi mucizesi kadar meşakkatli bir yoldan geçmeyi gerektirir. Öylesine sıradan ama bir o kadar inanılmaz. Fakat inişli çıkışlı bu patikaların yalnız zorluğuna odaklanmak büyük haksızlık olur. Zira yolun iki yanında; kimi arşa değen kimi ise bükülmüş boynuyla geçenleri selamlayan o uçsuz ağaçlar boş yere sıralanmamış olsalar gerek. Tıpkı ömrümüzün zorluklarına, başaramadıklarımıza ya da belki çok isteyip sahip olamadıklarımıza odaklanıp da sahip olduğumuz nimetleri, ailemizi ya da en basitinden elimizi uzattığımızda ulaşabildiğimiz o nicelerinin hasreti bir damla suyumuzu yok saymak haksızlığı gibi…

Nihayet en tepeye ulaştığınızda, derin bir nefesle doldurduğunuz ciğerlerinizin dahi tatmin olduğu bir yerde olduğunuzu hissediyorsunuz. Huzuru ve bundan başka hiçbir şeyi… Başta gaybı bir kenara bırakalım demiştik lakin görüyorsunuz ya, aslında öyle kenara filan bırakamayacağımız kadar gözümüzün önünde işte. Esasen dünyada var olan her şey bizim o gayb dediklerimizin bir lügatı hatta belki de direk olarak bir yansıması hükmünde karşımıza çıkıveriyorlar. Hem okuma yazması olmayan Resulullah’a “Oku” diye emir getiren Cebrail’de bundan bahsetmiyor muydu? Nihayetinde bir kitabı veyahut başka türlü bir yazı yoktu elinde. Bu muhteşem nizamın işleyişinde Yaradan’ı oku diyordu, başta hayat yolunu, yolda gördüklerini ve varacağın yeri oku. Öyle bir yazıttan da değil, kainatın kendisinden, kalbinle ve aklınla oku! 

İcmalen; gayb yoktur ve hiç bir yol yoktur bir yere varamayan. Okumayı bilmeyen kalp, görmek istemeyen göz vardır. Demem o ki baktığımız yerde sahibini, sebebini ve nihayetini bulamıyorsak kalben âma olmuşuz demektir. Kalbi, gözü ve gönlü açıklardan olmak duası ile, vesselam… 

Kalbî okuma listemize, konusu geçmişken, nice okunacak güzellikler içinden bu ay için seçtiğim Rize’ye dair görmenizi tavsiye edebileceğim birkaç yerini bırakmış olayım bu vesile ile:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: