Yolumuz Uzun

“Yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir.” diyor Yılmaz Erdoğan. Nasıl yani diyorum; bir kayma biçimi mi yeryüzünün? Gökyüzünün her an ayaklar altına gelebilme ihtimali ya da. Dünya dönüyor fakat biz neredeyiz? Nereye yürüyoruz? Koşup koşup hep aynı yerde mi yoruluyoruz. Bir koşu bandında değilsek şayet ne yapıyoruz sahiden?

“Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.” derken Konfüçyüs, başka bir durma biçiminden bahsetmiş olabilir mi? Olabilir elbette. Fakat duran biz miyiz yoksa yol mu buna karar vermek biraz daha zor görünüyor.  Bu karmaşa aklıma zaman ve mekan ikilemini getiriyor. Zamanı mekanda buluyor ve yine mekanda kaybediyoruz. Çünkü daima bir devinim mevcut. Bu devinim olmasaydı ikisinin de farkında olmadan yaşayıp gidecektik. Eğer yürümek olmasaydı yol da olmazdı. Yol, yüründüğü için var. Durmak yolun değil, yolcunun konusudur aslında. Yolcuyuz, yoldayız ve yürüyoruz…

Yol deyince aklıma iki tarafı çınarlık ağaçlarla çevrili, hafif kıvrımlı, eskimiş ama toz kaldırmayan, hikayesi olan yerler geliyor. Teker teker konuşmak geçiyor içimden; bu yüzden hep yavaş yürümek isterim yolları. Herkes konuşurken biz susalım ve içimizden konuşalım diyorum. Çünkü hikayesi olan, sözcükler olmadan da konuşur. Manalı bir alemde buluşmak onlarla, tezahürlerini kelimesiz bulmak yılların. Demlenmiş bir yaşanmışlığa tazecik bir merakla sarılmak; alıp koynuna, yeni bir oyuncağa kavuşmuşçasına.  

Doğum ile ölüm arasında geçen onca zamana ömür demişler, biz onu yol bilmişiz. Yol uzun demişler, biz yürümeyi zulüm bilmişiz. Evvel refîk bâde’l tarîk demişler, biz yola hiç girememişiz. Yollar mı daha uzun yoksa yıllar mı hiç bilememişiz. Öylesine öğrenip yürümeyi, en kestirme yollarda düşe kalka büyümüşüz. Bile isteye, cihana değer bir menzile varamamışız. Yoksunluğu yokluk saymış, varlığın hamurunu pişirememişiz. Yağan her yağmurdan kaçı, rahmeti yanlış yerde aramışız. Arayıp da bulamamış, bulduğumuzu aradık sanmışız. Sanılarla dolu bir yol yapmış, yanlış yönlere sapmışız…

Yol deyince aklıma büyüdüğüm gelir. İnsan bir yerden bir yere vardığını anlayınca farkına varıyor yürüdüğü yolun, koştuğu hızın, aldığı mesafenin ve ardında bıraktıklarının. Başlangıcı ve sonu olmasaydı bir durma biçimi olabilirdi bu yol fakat muhakkak bir yerden başlıyor ve bir yerde son buluyor. Sonsuz olan yolculuktur, yol biter. Ölüm gibi belki fakat ölümden sonra ölmeyen ruhlar gibi yolculuk devam eder. Aslolan, hep var olan yol mu yoksa o yolda nasıl yürüdüğün mü buna sen karar ver. Çünkü kimi yolu sever, durup dinlenmeyi. Kimi soluksuz yürümeyi, menzile bir an önce varmayı. Kimi sonuna kadar gider yolun kimi yarı yoldan geri döner. Yolun da, yolcun da, hikayen de senin. İzin tozuna mı karışır yoksa ardından gelecek olanlara kırıntılar mı bırakır sen karar ver.

Nihayetinde varılacak yer bellidir…

Fakat sen yine de varmak için değil, olmak için yürü. İzlerin öyle ayaklarda yer etsin ki varılan yerler dönülen yerler olmasın. İkame edildiğin her noktada deva çiçekleri açsın. Bir bahçen olsun; uzun yollardan sonra dinlendiren, iyileştiren. Varamasam da yolunda öldüm dedirten…

Bir yolun olsun her adımında göğe yükselten, hafifleten; kanatlarında meleklerin, süzülen. Bir yolun olsun sıcağında eritmeyen, soğuğunda üşütmeyen. Bir yolun olsun su gibi akıp giden.

Şüheda Ersöz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: