Yolcu Yolunda Gerek

İnce uzun bir çizgidir ömür, bir yoldur. Doğduğumuz andan itibaren başlar bu yolculuğumuz. Annemizle bağımızın kesildiği ilk an, o ilk ağlamayla başlarız ve nefesimizi vereceğimiz son ana kadar da devam ederiz. Verildiyse bize bir yol, revan olmak gerekir. Yürüyüp ilerlemeyen bir insan görülmemiştir bu güne kadar. Yorulup da mesafe katetmediğimiz tek yer kabuslarımızdır…

“Yürü, yol insanı terbiye eder” diye bir tavsiye cümlesi düştü aklıma. Peki yol insanı nasıl terbiye ediyordu? Aile, okul, sosyal çevre; bütün bunlar terbiye etmeye yetmiyorken, nasıl oluyor da tek başına yol terbiye edebiliyordu? Cevap çok zor değildi aslında. Yol ve yolcu ortak bir çalışmaya imza atarlar. Prosedürler belli; Sen ona zaman ve emek verirsin, o sana tecrübe ve başarı. Yani tünelin sonundaki ışık illaki görünecek. Ama sabretmek, azmetmek ve inancını diri tutmak gerek. Çünkü yol, ikna edilmiş bir isteksizle değil, inanmış bir dostla ilerlemek ister. Bu yolda, ayakkabı bağcığımızı sıkıca bağlayarak kararlı bir şekilde yürümemiz gerekir. Kimimiz bebek adımlarıyla yürürüz bu yolu, kimimiz maraton koçarcasına. Kimimiz patika yollarda, kimimiz sarp yamaçlarda. Kimimiz çetrefilli, kimimiz ip gibi dümdüz yolda. Bazen yokuş yukarı geriden, bazen yokuş aşağı ileriden. Ama yürürüz, hep yürürüz… “Uzun ince bir yoldayım” demişti aşık üstad. Halbuki bir kere olsun görmüşlüğü yoktu o yolu. Bambaşka bir diyardan bahsediyordu belkide. Demek ki yol gördüğümüz değil belirlediğimiz birşeydi. Bir sınır, bir döngü, bir hedef; adı her neyse içimizde olanın, onu biz seçiyorduk.

Bazen çocukların dünyasında hissediyorum kendimi. Yolunu şaşırmış, tedirgin bakışlarla etrafta annesini arayan bir çocuk gibi, telaşlı ve kısa adımlarla bir o yana bir bu yana gidip geliyorum. Biraz duraksıyorum ve içgüdülerimin beni yönlendirdiği yöne doğru çaresizce ilerliyorum. Ama gerçek dünyama döndüğümde daha kendimden emin, daha sağlam basıyorum ayaklarımı yere. Hepimizin farklı farklı dünyaları var. Bir gezegen, içinde milyonlarca insan barındırdığına göre, pekala bir insan da içinde birkaç dünya barındırabilir. Her dünyada başka yaşanmışlıklar, başka tecrübeler olur. Nerde olursak olalım ne yaparsak yapalım, her zaman tercihler büyük önem taşır…

Yolu da yoldaşı da iyi seçmek gerek. Ne demişler? Evvel refîk bâde’l tarîk. Yoldaş olarak herkes için en güvenilir dost Allah’tır. O vakit geriye yalnızca yol kalıyor. Yıldızlararası bir yolculuk değil bizimkisi, rotamız karada. Yaratıldığımız toprakta, bildiğimiz suda. Yani biz özümüzü arıyoruz. Özümüze denk gelemediğimiz her yol başa sarıyor, zaman aşımına uğruyor. Ne istediğimizi bilmemiz gerekiyor. Bir mağazaya girip “Ben mavi uzun bir gece elbisesi bakıyorum” yada bir kitapçıya girip “Jose Mauro’nun şeker portakalı kitabını istiyorum” diyormuş gibi net olmamız gerek. Ancak o zaman bir menzile ulaşabiliriz. Sen yoldan ne istersen, ne için çalışıp savaşırsan yol sana onu verir. Herkesin yolu bir gün bir yerde çatallaşacak, işte hayatla tekil mücadelen o yol ayrımında başlayacak…

Özlem Sevim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: