Yolu Sormak mı, Kaybolmak mı ?

10 Haziran 1978

Onunla on beş dakikada yürüdüğümüz yol tek başıma aşamayacağım bir mesafeydi. Kendime sordum defalarca içten içe. Kendime mi uzaktım uzayıp giden yollar mı mesafeleri getiriyordu. Sustuk beraber, son kez bu yolda bana eşlik etmişti Zülal. Anılarımızı düşündük ikimiz de. Aynı yollardan birer ruh birer kalp olarak yürüdüğümüz günler geride kalmıştı artık. Çok da zor değildi aslında, çocuktuk neticede. Sevmiştik ve sevilmiştik usulca. Gülüşümüz de renkli çocuk balonları gibiydi. Bizi görenler mutlu olurdu. Ben biliyordum son merdivendi indiğimiz ve son el sallayıştı birbirimize bu dönülmez yolun bitimi. Beklemiştik, sabırlıydık ama yorulmuştuk da… Biliyordum, taşıdıklarım ağırlaşmıştı artık. Sırtıma koysam yüktü, elime alsam gücüm yetmezdi. Şimdi ayrılık şarkısı yol türküleri ile sıralı çalıyor beni daha da üzüyordu…

9 Eylül 2012

Yıllar yollar izin vermedi. Bükülen belimde yılların ağırlığı yoktu sadece. Vicdanım da kocaman bir yüktü. Senelerce Zülal’i düşündüm. Biliyordum, o harika bir hayat yaşamıştır diye düşünüyordum. Okul çağlarında ellerimden tutan, bana hep dürüst olan bu yüce gönüllü kadını yıpratmış yormuştum. Ben cesur sandım kendimi ama kaçtım, deli cesaretimle daha da uzaklaştım ondan. Babam beklerdi her sene sonu tarlaya beni. Zülal ile anılarımızı toprağa anlatırdım. Beraber çapa yaptık, onu andık. Ağladık. Yağmura karışan yaşlarımı yağmurla beraber Zülal olarak toprağa akıttık. Yol türküleri dinledik, ayrılık ise bambaşka yollar gösterdi. Fakat hiçbirisi Zülal’e çıkmadı…

30 Ocak 2019

Bugün de hayali yolda karşıladı beni. Şimdi hala her yol sanki ona çıkacakmış gibi… Babamın işlerini devralırken mutsuzluğunu da üzerime aldım. Kimseyi onun gibi sevemedim, genç yaşta Zülal’ime benzeyen ilk kadınla evlendim. Yalnızlık kalabalıkken de yalnızlıktı benim için. Beş çocuk ve bolca akrabayla bu kasabada ölecektim. Okul sıralarında hayatı bambaşka hayal ederken hayatımın sessiz bir kasabada biteceğini hiç düşünmemiştim. “Gitmek zorundayım, anla beni…” yazmıştım tezkereye. Anlamıştı beni, hiç ısrar etmedi. Gözlerindeki son çiğ damlası düştüğünde ben de keder denizinde boğuldum. Acaba bambaşka olabilir miydi her şey! Hayır olamazdı. Hasta babam beni burada istiyordu, tek sözü kanundu. Ben sözü bir kendime geçiremezdim. Ağladım içime içime. Ah nazlı yârim, belki yarın öleceğim. Son demlerinde ömrümün hayalin süslüyor gözlerimi. Görmeyen gözlerim bir seni görüyor… Bekle beni, dünyada olmadı; ahirette kavuşacağız. Ne tarafta isen tarafa geleceğim…

***

Anlamıştım. Dedemin anlamsız boşluklara dalışını, sürekli yol türkülerini neden söylerken içli içli yaşlar döktüğünü. Zülal ve Bekir aşkı yitip gitmiş masallardan biriydi. Belki bu çekmeceleri karıştırmasaydım dedemin kalp sızısını bilmeyecektim. Hastalandığı zamanlar neden “Zülal” diye sayıkladığını!. Ah dedecim! Neden hiç anlatmadın, neden bu yükü yalnız sırtladın. Gönül gemisi alabora olurken sen de aşkın içinde boğuldun. Yollar ve yıllar deyip deyip ağlardın. Kapakları yırtılmış bu eski defter daha neler neler anlatıyordu. Sabahladım bugün, okudum tüm defteri. Ağladım, kızdım, küstüm, üzüldüm. Ama anladım ki sevda bir deniz, gidiş yollarını bilmezseniz boğulursunuz. Aşk sandalı batarsa ölürsünüz, kavuşursanız serinletir kalbinizi…

Şimdi kim suçlu? Yıllar mı yollar mı..?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: