Saklanamayan Sır

Sevgili Dost
“Oku !
Yaradan Rabbinin adıyla oku !” İlk ayet bu.
Nereyi okuyacağım, neleri okumam gerek, ne şekilde, nasıl okuyacağım. Önümde tonlarca kitap ve bir kutsal kitap var. Mühim olan hangisinden başlayacağına karar vermekte. Yazılmış tonlarca kitaptan herhangi biri mi yoksa Kur’an mı? Bir yerden başlamak gerekiyorsa o kitap kainat kitabı olan Kur’an olmalı zannımca.

Haydi gelin el ele tutuşalım ve saklanamayan sırrın, kainatın, doğanın kucağına bırakalım benliğimizi, anlatsın bize kendini… Betonlar her ne kadar ağaçlardan hızlı büyüse de bize ağaçlar anlatsın önce kendini, derdini. Ağaçlara bir müzisyenin baktığı gözle bakalım… Sır perdesini bir şiirle aralayalım..

İnsan değil de ağaç olsam
Dallarımın arasından rüzgârlar esse,
Yapraklarım, çiçeklerim meyvelerim olsa!
Mevsimleri yaşasam…
Köklerimle, toprağın derinliklerine sarılsam.
Kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar…
Böcekler, karıncalar yollansalar içime…
Çürütseler oralarımı,
Ballarım, sakızlarım olsa
Gövdeme bir insan yaslanıp uyusa…
Ben bunları hiç bilmesem, sadece ağaç olsam…
Erkan Oğur

Biliyoruz ki bir insana bu dizeleri yazdıran; bir ağacın yaprağında, dalında, gövdesinde, yaşadığı her bir anda bünyesinde bulundurduğu sırra vakıf olma isteği ve arzusudur. Şimdi hep birlikte bu ağaçların dallarına kuşlar konduralım. Bir kuşun kanadı ile kanatlanalım kainat sırrına…

Düşünüyorum da bir güvercin kadar ürkek olabilir miyiz ya da bir serçenin yüreği kadar hassas olabilir mi yüreğimiz? Rızık mevzu bahis olunca kuşlar, kuşlar kadar teslimiyet gösterebilir miyiz Rabbe… Elbette bu soruların cevapları evet veya hayır olabilir. O sırrı, kuşların sırrını, kalplerimizde birer mücevher gibi taşıyıp kainatın sırrına erebilmekte, bu sırra ermek için çabalamakta gizli her şey…

Biraz da çiçekler dokunsun mu kainat sırrının bam teline? Çiçekleri sularız; sabrı öğretirler bize, çiçeklerle konuşuruz; bir bakmışız dost olmuşuz onlarla. Sevdiklerimize çiçek uzatırız, hatta bu diyardan göçtüklerinde toprağını çiçeklerle güzelleştiririz tıpkı yaradanın dünyayı çiçeklerle süslediği gibi. Peki ya güller? Gül denilince önce aklımıza o isim gelmez mi, kainatın efendisi Hz. Muhammed (s.a.v). Güle ne sırlar yüklenmiş tarih boyunca. Güzel kokulu diye, güzel görünüşlü diye gül kokulu Hz. Muhammed(s.a.v.) ile özdeşleştirilmiş… Sırrı kalbinde taşıyanı, binbir güzelliği ile bu sırrı kainata ayan edeni bir gül ile ifade etmek ne büyük sır öyle değil mi ?

Güllerden yola çıkmışken O’nun kalbindeki kainat ve yaratılış sırrından bahsetmezsek olur mu hiç?
Dilimizin döndüğünce kalbimizin dile getirdiği kadar işte… Bilhassa güleryüzlülüğünden bahsetmek istiyorum O’nun. Arifler derdini tebessüm ile örter denilmiş. En güzel arif O değil mi? Derdini tebessüm ile örtermiş neşesini de tebessüm ile yaşarmış. O tebessüm edince nur yağarmış yeryüzüne, şenlenirmiş zemheri bile. O tebessüm edince güller açarmış yılın dört mevsiminde. Hem de tebessümü sadaka olarak anlatacak kadar önem verirmiş güleryüzlülüğe. Daha nasıl ifade edilebilirdi ki. Belki de sırrı burada gizli gülün; güleryüzlülüğü ile bilinen peygamberin kalbinde…

Gülden sonra “su”dan bahsetmek istiyor insan. Suyun mucizelerinden. Kainat kitabının ayetleri anlatıyor bize suyun sırrını. Enbiya Suresi 30.Ayet:
“اَوَلَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ”
“İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik iken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?

Bazen dilin damağın kurur dostum bir damla su değse dudaklarına sanki ab-ı hayat olacaktır. O su işte öyle mühim bir sırdır. Çünkü vücudumuzun dörtte üçü, dünyanın yüzde yetmişi sudur. Rabbimiz, o gerekliliği dünyadaki o devasa su varlığını, bitkiler için bir miktara, insan için iki litreye, hayvanlar için bazen birkaç damlaya sığdırmış. Sanırım sır biraz da burada gizli. Ne büyük şükür vesilesi bu…

Sevgili Dost;
Bu yazıda hep birlikte bir bahçe kurduk içinde ağaçlar olan. Sonra dallarına belki serçeler kondurduk o ağaçların. Etrafı güllerle çevrili bir bahçedeydi bu. Irmaklar aktı çevresinden bu bahçenin. Kainat işte bu bahçe gibi öyle sade öyle derin bir sırrın içinde gizli…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: