Yaşatan Aşk

Dünyadaki nefesinin tükenmesinin üzerinden tam üç yıl on yedi gün geçti. Bizimkisi bir aşk hikayesiydi, siyah beyaz film gibi biraz. Aynen öyle ‘biraz’ çünkü mutlu sonlar yalnızca filmlerde olur. Bizden geriye sadece siyahlık kaldı…

Nikahımıza on yedi gün kala mesai bitiminde Kuzguncuktaki çay ocağında buluşmak üzere sözleşmiştik. Evimize dizmek için beğendiği koltuk takımını bizzat göstermek istiyordu. Gösterdiğinde beğenip beğenmediğimi mimiklerimden anlayacaktı. Biz, ben ve o, söze gerek kalmadan anlaşabiliyorduk. Bahsi geçtiğinde midemde uçuşan kelebekler yüzüme yansıyordu. Onunlayken yerçekimi bulutların üzerine itiyordu beni. Birlikte boyuyorduk hayatı toz pembeye. Diğer yarımı bulmuştum. Doruklarda hissettiğim duyguların sahibi o adam, tanıştığımız günden bu yana ilk defa o gün geç kaldı buluşma yerine. Ulaşamadığım hiçbir telefon beni bu kadar endişelendirmemişti. Göğüs kafesimin tam ortasına kocaman bir kayalık çöreklendi. Kalbim bir şeylerin yolunda gitmediğini sezmişti. Uğrak masamızda, geleceğini umarak beklerken, hastaneden gelen telefonla başıma yıkılmıştı dünyam. “Civan Yurdagül’ün son görüştüğü numara sizmişsiniz. Maalesef kendisi kaza geçirdi, fakülteye varmadan hayatını kaybetmiş.” Yirmi üç saniye süren bu görüşmeden sonrasını hatırlamıyorum. Hayatını kaybetmek ne demekmiş o zaman öğrendim. Hayatımın aşkını toprağın altına verdiğim gün öğrendim dünya kaç bucakmış. On metrelik beyaz kumaş kadarmış dünya.

Kaç sahne kurdum bozdum aklımda, o gün oraya gelmeseydi ölmezdi hesabına. Kadere ve Allah’a olan imanımı onu kaybettikten sonra büyüttüm kalbimde. O gittikten sonra benim dünyada ne işim vardı Allah korkum, Allah sevgim olmasa?.. Ona kavuşmak için gözümü karartıp Azrail’i çağırmak istediğim olduğunda içimdeki şeytanı susturup: “Yapma Sezya, sen onu seviyorsun, onu sana bahşedeni daha çok sev ve O’nun için sabret yaşamaya” diyordum. Aklımın kabul ettiklerine kalbim nasıl ikna oldu bilmiyorum, bir tek atlattığım zor günlerdeki gücümü Allah’a borçlu olduğumu bilirim.

Nefes alırken yaşamadığım günleri atlatmaya çalışıyordum. İş yerindeki iznim bitince işlerimin yoğunluğuna adadım benliğimi. Daha az düşünme fırsatım oluyordu böylece. Zor uyur kolay uyanır biri haline gelmiştim. Ailem ve yakın çevrem ‘ölenle ölünmez’ telkinlerini daha sık söylemeye başlamıştı. Bo ğu lu yor dum. Demek ki insan sadece suda değil karada da boğulurmuş. Boğulduğumda nefes alabileceğim Hira’yı keşfettim sonra. Her insanın olmalı böyle bir mekânı. İçi daraldığında kaçabileceği genişletici bir yeri…

Benimki Kuzguncuktaki çay ocağı… Dünya her üstüme geldiğinde oraya gider oldum. Emekli Ahmet dayı masamın paydaşı oldu. Gençliğini ve tecrübelerini anlatırken çakır bir delikanlıya dönüşüyordu. Terapi için gittiğim bütün psikologlardan daha iyi geliyordu ruhuma. Gençken sevip kavuşamadığı sevdalığını her anlattığında gözleri dolan bu sevimli ihtiyar, kimseyle paylaşmadığı aşk şiirlerinin dizelerini benimle paylaşıyordu. Ah muhabbetimize nasıl güzel gidiyordu kivili oralet! İçimi açıp dönerdim eve.

Gülmelerimin altındaki acılar hafiflemeye başladı. Onca nimetin arasından en çok ‘unutmak’ nimeti için şükrediyordum. Ya acılarım tazeliğini hiç kaybetmesiydi, yaralarım kabuk bağlamasaydı? İş arkadaşlarım, yakın arkadaşlarım ve ailem, tüm çevrem yeni birine şans vermem için ısrar ediyordu. “Yalnız mı ölmek istiyorsun?” Çok sık muhatabı oluyordum bu sorunun. Soru cevap gerektirir. Peki ama başka birini sevmek için müsait miydi kalbim?

Civan’a olan aşkım bambaşkaydı. Onu kaybettim. Onu kaybettim ama onu kaybettikten sonra kendimi buldum. Her şeyin bir sonu varmış. Bir tek şey hariç; “Huvel Baki.” Yaşamak çok şey öğretir insana, hatta belki de hayata gelme gayemiz öğrenmek. Ben huvel baki’yle yakınlaştıktan sonra sonu olan hiçbir şeye eskisi gibi yakınlaşamadım. O yüzdendir ki böylesine tutkulu bir duyguyu bir tek O’na sunmayı uygun buluyorum artık. Sonlu yaşamdakilere ise O’nun tecellisi sevgiyle yaklaşıyorum, Vedud ismiyle bağlanıyorum.

Evet, tam üç yıl on yedi gün sonra, yani Civan hikayemden sonra Ömer’le nikah masasına oturuyorum. Etrafınca sevilen iyi kalpli bir adam. Tarafımdan da sevildi. Ömrümü onunla paylaşmak için ‘EVET’ diyeceğim. Hayatımın altı üstüne gelmişti, tam her şey bitti dediğimde Allah’la yakınlaştım ve hayatımın üstünü süslemeye başladım. Hayatımın üstünün altından güzel olmaması için bir sebep mi var?.. Geçmez dediğimiz her şey geçiyormuş. Yaşasın geçen acılar!

Civan hafızamın pembe odasında yaşıyor, yaşamayı öğrenmeme vesile olan adam olarak…

Birisi “Yaşatan Aşk” üzerinde düşündü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: