Saklı Bahçe

Her ay farklı duygularla ve temalarla sizlerle buluştuğumuz Mahza’da bu ay “aşk” üzerine konuşacağız. Ahh, evet biraz sancılı geçebilir bu sohbetimiz. Derin bir nefes çekmiş de olabilirsiniz benim gibi. Tanımını tam yapamadığı, yaşayıp yaşamadığını bilmemesine rağmen bu ne kuvvetli bir duygudur ki duymak veyahut görmek bile insanı hüzünlendirir, kalbinde bir hareketliliğe sebebiyet verir. Üzerine şiirler, efsaneler, ağıtlar, destanlar, türküler yazılan aşkın bir gizemi olsa gerek ki dilde direkt zuhur bulamayınca ve gönlü de kabartınca birçok alanda ortaya çıkmış bulunmaktadır… Hatta bazen öyle dizelere, türkü sözlerine denk geliriz ki o cümlelerde mıhlanırız. Cümlede gizlenmiş ve aşikâr edilememiş aşk için uzun uzadıya düşünürüz. Tanımını yapmak ve bu doğrultuda bir şeyler yazmak hayli zor. Fransız ressam Eugene Delacroix aşk hakkında şöyle der: “Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister.” Zira aşkı tanımlamak, o yoğun duygunun hissettirdiklerini dile getirmek kolay olmayacaktır. Nice şahsiyetlerde şahitlik etmişizdir aşk duygusunun git- gellerine. Ne onunla devam edilebilmiştir, ne de onsuz. Özdemir Asaf, Lavinia şiirinde: “Sana gitme demeyeceğim/ Ama gitme Lavinia/ Adını gizleyeceğim/ Sen de bilme Lavinia” demiştir. Bir insanın size iyi gelmeyeceğini bile bile onu sevmeniz, ondan vazgeçemeyişiniz ama onunla da devam edemeyeceğiniz gerçeği ile nice hayatlar akıp geçmiştir…

Aşk, sadece karşı cinse duyulan bir duygu değildir elbette. Bir eşyaya, hayvana, evlada, kitaba, şiire, resme, şehre belki de yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf karesine… İnanca, Yaratıcıya… Aşk öylesine geniştir ki her an karşımıza bir surete bürünmüş şekilde çıkabilir. Dünyevi olan birçok eşyaya ve kişiye duyulan beşeri aşkın en güzel hali, ilahi aşka olan dönüşümüdür. Müslüman nazarıyla bakıldığında aslında sevdiğimiz ve âşık oluğumuz bütün varlıklar, yaratıcımız olan Allah’a giden basamaklar görevindedir.  Aşk duygusunu yaratan da O’dur. Bağ kurduran, bağı kuvvetlendiren ve gerektiğinde bağı kopartan da O’dur. Aşkın kuvveti ise imtihanımızdır. Öncelikleri belirlememiz gereken hassas bir zemindir. Ne eş, ne evlat, ne anne-baba, ne eşya sevgimiz, aşkların en güzelini hak eden Rahman’ın sevgisini geçmemeli. Yazması ve söylemesi kolay olabilir. Fakat bize onları bahşedenin, bir gün bizden geri alabileceği şuuru bize sınırımızı bildirecektir. Aslında tüm bunları kendime de hatırlatmak istiyorum. Tabii ki sevelim, sevilelim. Güzel yollardan, helal bir şekilde…

İnanmanızı isterim ki, aşka dair içimden geçenleri tam anlamıyla yazabilmiş değilim. İlginç bir durum. Susup durunca zihnime ve kalbime hücum eden bu duyguyu kelimelere bürümek biraz karın ağrısına sebebiyet veriyor. Belki aşk tam da budur. Allah’a ve yarattıklarına dair hissettiğimiz şeyi anlatamamak tam anlamıyla aşktır.

Aşk, dillendirilmeden, eksik anlatımlarıyla anlamlı ve kıymetli. Bırakalım da hepimizde ayrı güzellikleriyle zuhur etsin…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: